Uyuyan İdeoloji

Ben bir uyuyan ideoloji taraftarıyım.
Kavgalı olduğum kişiler bu ülkede yaşamıyorlar.
Bu ülkede benimle kavgalı olduğunu zannedenlere ise sadece sitemim var.
Benim ideolojimin ideologları bu dünyada yaşamıyorlar çoğu zaman..
Yaşayanları ise ideolog olduklarının farkında değiller.
Ben milyonlarca idealistinden biriyim bu ideolojinin. Öyle ki, ne ben diğer idealistlerini tanırım, ne de onların benden haberleri var.
Bana takılan etiketler yük olur bana, söker atarım..
Kimlik icad ederler, kalıbımı çıkarmak isterler, sığmam kırarım.

Mehmet Akif'in Asımıyım ben, Necip Fazıl'ın sürünen Sakaryası, Osman Yüksel'in serden geçen öfkesiyim..
Ziya Paşa'nın dizinin dibine çömelmiş nasihatlerini dinleyenim..
En kaprisli aşkların maşukuyum belki Nihal Atsız'ın betimlediği..
Arif Nihat bana yazar, Yavuz Bülent bana anlatır..
Pir Sultan Abdal ve beni Cemil Meriç ağlatır..
Hasan el Benna özlemiş beni, Muhammed İkbal çok dargın bana,
Elçibey'in son nefesinde hasretindeydim, İzzetbegoviç'in umudundaydım..
Ben Dudayev'in uzak yeğeniydim bir zamanlar ve Ahmed Yasin'in çaresizce çağırdığı oldum Gazze'de..

Ben şimdi söyleyeyim size kim olduğumu:

“Yaşımızı hatırlamayacak kadar yaşlıyız..
Çok eski ve tanıdık bir sonbahar gecesi,
Dondurucu rüzgarda birbirini takip ederek yürümeye çalışan
Vahşi atların binicileriyiz..

Kurutulmuş etin ve soğuk soğuk terleyen atlarımızın kokusunun mest ettiği
kurtların gözleri uzaklardan parlıyor üzerimize..
Ay daha ikiye ayrılmamış..
Bozkır masmavi uzanıyor altımızda..
Atalarımızı tanıyan ulu ağaçların başladığı yerden parlayan kayalara kadar..
Belli belirsiz bir ateş güreşiyor rüzgarla, beyaz atın huysuzlandığı yerde..
Bir kam yasak marşlar çalıyor kopuzuyla, yere nal izleri çiziyor..

Çok değil, bir kaç asır sonra, bir kaç atlı geçecek buradan, biz değiliz hiçbiri..
Sarayda bir ihtilal yapılacak ve Serenge'ye akacak kanlar..
Tutsak doğmamış olanlar hikayeler anlatacak, dinleyenler ümitlenecek.
Gülmeyi unutmuşlar hüzünlenecek yine..
Bir kaç asır sonra terkimizde bir de kitap olacak, kulaklarımızda eski hikayeler..
Şadlar, teginler secde edecekler güney batıya..
Bir akşam üzeri Tuğ kaldırılacak kızıl güneşe doğru..
Millet ata binecek, yeni yurtlara..
Kıldan çizmeleri ile dağlar aşacak, kumsallarda gezecekler..
Aynı soydan olmadıklarıyla, aynı dili konuşmadıklarıyla anda olacaklar..
Küstah bir haç kırılacak sinelerinde..
Milyonlarca beden dolusu kanla bir baştan bir başa yıkayıp temizleyecekler yurt dedikleri toprağı..
çoğalacaklar, dağılacaklar, düşecekler, kalkacaklar..

Ve bir nikahla başlayacak yeniden serüven..

Kayı boyunun yiğidi nam salacak asırlara..
Diller, dinler, ırklar kardeş olacaklar bir bayrağın altında..
Devlet-i Ali denecek adına, büyük devlet..
Barış için savaşanların ordusunda ölmek için öldüren, mazlumların en zalimi..
O gün haklılar en güçlü olacak..
ve arsızlar ezik..
İmparator denilecek hakan dedene..
Ve sen bu gururla yaşayacaksın..
Ölene kadar.

Şimdi bizim şu yürüyüşümüzü hatırla..
Acı bir narayla indik Tanrı Dağından.
Amacını arayan bahadırlar olarak, ve ilk iş Fatiha'yı öğrendik..
Çok değil, asırlar sonra..”

Tanıyorsunuz değil mi?

Adım Türk, soyum İslam..
Fatih'i, Yavuz'u şan olmuş bana. Sultanıma kızıl demiş köpekler, Mustafa Kemal'le dirilmişim, kalkmışım çöktüğüm yerden, yedi düvel hala inmemiş sırtımdan..

Ben uyuyan ideolojimin yılmaz, yalnız ve ümitvar mensubuyum..
Varsın TURANCI yazsınlar etiketime... bana ne, bu da en çok Nazım Hikmet'i kızdırır..

Önümde Yunus Emre, üzerimde Mevlana.
Cebimde samimi pişmanlığı Enver Paşa'nın.
Kalbime sığmış Yezdan, Mustafa Kemal aklımda.
Eşiğindeyim şimdi uyanıklığın..

Sunusi Fazıl ONAY

Önder Sav

önder sav,
bu günlerde edepsizliğin markası,
chp nin itirafçısı,
tam bir tetikçi,

hani önüne gelen herşeye kurşun sıkan gerzek avcılar gibi,
amacı yok..
tek gaye, ayakta duran tüm inanç sembollerini aşağılamak..

Gitti gariban köylünün onurunu gururunu ayaklar altına aldı, bu olaya bir müslüman olarak kızmıyorum, çünkü "hac ve Muhammed(SAV)" kelimeleri bir dudaktan çıkıyorsa, çıkış amacı hakaret bile olsa o dudaklar şereflenmiştir, dudağın sahibinin köpek olması dahi önemsizleşir,
bu nedenle ben bir müslüman olarak kızmıyorum.

kızma sebebim o gariban adamcağızın bu ahlaksız herifi adam yerine koyup derdini anlatıp yardım beklerken çirkin bir şekilde aşağılanmasıdır...

Adamcağız "karı istiyom" dese hoşuna giderdi Sav'ın, ama adam bilinçsiz dahi olsa "hac isterem" demişti bi kere... Evet, bilinçsiz dedim, köylü amcada pek bilinçli müslüman emmareleri görmedim, ama ne olursa olsun öleceği için dahi olsa köylü vatandaş Allahtan korkmuştu... Bilirsiniz, bu korkunun olması demek, köylü vatandaşımızın asgari Allah inancının var olduğuna;
hac istediğine göre, islam inancı olduğuna; Sav'dan temenni ettiği için de Sav'ı adam sandığına delildir...

Amca yanıldı...
Yanılgısı ise ne Allah korkusuna sahip olmaktı ne de müslüman olmasındaydı...

ahmet talip - mayıs 25

İŞGAL

Bugün size bir dostunuz olarak çok acı şeyler söyleyeceğim. Size bir işgalden bahsedeceğim ama bu işgal sandığınız gibi bir vatanın değil bir milletin işgali. Koskoca bir ülkeyi nasıl laboratuvara çevirip bireylerini tek tek işgal ettiler.
Vatanının çamuruna, kayasına can veren, kan veren milletin toprağına hiç dokunmadan bir milleti toptan nasıl işgal ettiler, sesli düşüneceğim.

Herşey meşrutiyetle başladı diyenler çıkabilir.
“Bu millet partizanlıkla tanıştı. 3000 yıldır kıldan çadırlarda ya da kerpiçten evlerde hakanına bağlı yaşayan halk siyasetle tanışınca olanlar oldu” diyenler çıkabilir. Siyaset, karşı tarafa zaferi tattırmamak uğruna vatanı nasıl ateşe atar geçmişte gördük “bugün de görüyoruz”. Bizler bir siyasi partinin yenilgiye uğraması adına Edirne'yi düşmana teslim etmemiş miydik Balkan savaşında.

Ya da cumhuriyet ve demokrasi bizi bozdu diyenler çıkabilir, “Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?” diye sormuyor muydu mankenlerimiz ve hatta büyük gazetelerimizin aydın yazarları!

“Ekonomik kriz çıkacağı falan yok, partiyi kapatma davasını bir açtıralım sonra ortalık karışır” demiyor muydu ulusalcı aydın abimiz!

Bazıları da suçu Atatürk'e atabilir, “Alfabeyi değiştirdin, ülkede bir gecede alim kalmadı” ya da “eski öğretmenler yerine sadece alfabe bilen halk evlerinden çıkma, komünist, ırkına ve dinine yabancı hem ahlaksız hem Allahsız yeni öğretmenler türedi, onların yetiştireceği gençlik bu kadar olur işte” diyenler çıkmaz mı?Dilin kemiği yok, pekala çıkabilir...

Bizim milletimiz suçlu aramayı çok iyi bilir, sadece kendi suçunu göremez. İşte suçluyu da böyle geçmişinde, atalarında arar.

Magazin programlarını eleştirir, çünkü eleştirebilecek kadar seyrediyordur. Hatta sorsanız, belki sırf eleştirmek için seyrediyordur. TV karşısında “şu rezillerin haline bak” der, çünkü rezillik görmek ilgisini çekiyordur hala...

“Şeriat istiyorum, adalet istiyorum” diye bağıran adama sormak lazım, sen kendi evinde şeriat ilan ettin de evine jandarma girip zorla televizyonu mu açtırdı? Senin dinine söven televizyondu aslında, açmazsın o kanalları sövdürmezsin dinine, ama dediğim gibi rezillik görmek ilgimizi çekiyordur hala...

***
İtalyan “Barış Gelini”nin akibetini görünce üzüldüm, yıkıldım, lanetler okudum, ama şaşırmadım.. zira rotasını öğrendiğimde zaten biliyordum başına gelecekleri.. Peki neden yıkıldım o zaman, bir kez daha haklı çıktığım için mi, dünyaya rezil olduğum için mi, yoksa bir insan tecavüze uğrayarak öldüğü için mi?

“Benim insanım yapar, italyan gelin. Ben biliyordum” dedim.
Ve sinirle başladım saymaya:
Benim insanım kalbiyle, beyniyle övünmez, oğlunun pipisiyle övünür.
Benim insanım eteği rüzgarda kalkan bir kadın görünce başını çeviren adama eşcinsel muamelesi yapar.
Benim insanım karısından başka kadına dokunmayan adama yobaz der.
Bekaretini karısına saklayan erkeği adam yerine koymaz.
Benim insanımın cinsel organı genelde ağzındadır, cümlelerinde edat olarak kullanır.
Karısını aldatmayana kılıbık der.
Kocasını aldatan kadını ise öldürür.
Reklamın güzel kızlısını sever.
Çağa uymuyor diyerek imam hatip düşmanlığı yapar.
Evladını kuran kursuna göndereni hakir görür, herkes baleye göndersin ister.

“Ben başörtüsüne karşıyım, o zaman kimse takmasın, yasak olsun” der, “ulan madem karşıyım ben takmayım da başkasından bana ne” demez.
İşte 80 küsür yıldır eğittiğimiz ve görmek istediğimiz insan modeli bu, diye düşündüm.

Milli eğitimde 80 yılda değişen tek şeyi söyliyeyim mi size?
Eskiden ayağa vururdu hocalar, şimdi ele ve yüze vuruyorlar finlandiya'nın sıra dağlarını ezberletirken..
Bir falaka vardı anlata anlata bitiremedikleri, hiç görmedik.. ama öğretmen dayağından kulağı patlayan çocuğu hep beraber gördük gazetelerde..
Sınava hazırlanmaktan düşünmeyi, hayal kurmayı unutturuyorlar çocuğa.
Benim milletim eskiyi kötülemekten ya da aşırı yüceltmekten bugününü göremiyor. Bütün padişahlarımız evliya, ve Atamız milleti yoktan var eden hatasız, kusursuz bir halık (haşa) Her yanımız abartı. Ve işte cinayetlerimizde öyle.

Kestirme yola girip şu düşünceye saplandım sonra:
Evladından dinini peygamberini saklayayım diye uğraşırsan işte böyle üç kuruş için adam kesen, sokakta gördüğüne tecavüz eden, bebeğe bile işkence yapan ahlaksız bir nesil yetiştirirsin.
İşte görmediğimiz işgal budur, bizi bizden koruyacak askere muhtaç olacağız diye korkuyorum. Benim insanım yukarıda saydıklarım elbette değildir. Hem zekidir, hem çalışkandır, hem de imanlıdır. Ama yukarıda saydıklarım da uzaylı değildir.
Şimdi aktüel bir soru sizlere:

Din dersleri kaldırılsın mı?

Cevap:
Tabi ki kaldırılsın,
Sen Ey ...
Bugüne kadar neyi layıkıyla yapabildin ki okulunda öğreteceğin Allah'a inanacağım..
Evladıma kendi dinini en iyi ben öğretirim
Çünkü benim evimde zaten şeriat var...

(www.sunusy.spaces.live.com)

Başsavcının bana anlattıkları!..

Başsavcının bana anlattıkları!.


Başsavcı, Ak Parti'nin kapatılmasını isteyerek hazırladığı iddianameyle bana çok şeyler anlattı.
Siz bunlara komplo teorileri de diyebilirsiniz. Burada ayrıntıları ile madde madde yazıyorum ki tarihe bir not düşmüş olalım. İddianame içeriğine ise hiç deyinmeyeceğim. Buyrun birbirinden farklı 8 komplo teorisi, olan biten herşeyin kısa ve 8 farklı özeti:

1. Son müdaafa taarruzu:

Statüko elinde kalan tek kale ile sistemi müdaafa için son bir gayretle taarruza geçiyor. Önce sözde deliller toplandı ardından dava açıldı. Bir başsavcı kazanamayacağı bir dava açmaz! Deliller her ne kadar zorlama ve hatta uydurma olsalar da, daha önce 367 zorlamasını halka yedirebilen oligarşik mafya şimdi de 8 koluyla bu iddianameye sarılır ve partiyi kapatır. Önleyemedikleri halkın yükselişini bu şekilde durdurup cumhuriyetin sahibi olmaya devam eder. (cumhurbaşkanı da ceza alırsa Sabih Kanadoğlu padişah seçilsin!..)

Bakın bu iddianame bizlere neleri unutturdu?

- mhp ordu ile barıştıktan hemen sonra açılan bu dava ordu ile chp arasındaki kavgayı unutturdu!
- Eski genel kurmay başkanının yenileri hakkında yaptığı hakaret dolu açıklamaları unutturdu!
- Youtube'a düşen savcının rezilliklerini, küfürlerini ve Erdoğan Teziç'in faşistliğini unutturdu!
- Şak diye youtube'un tekrar kapatılmasını unutturdu!
- Asıl unutturmak istediğini, yani ERGENEKON'u unutturdu! Onun yeni faillerini unutturdu!

2. Anlaşma zemini hazırlığı (referans 28 şubat'ın kandırılmış Erbakan'ı):

Başsavcı da bilir bu iddiaların bu partiyi kapatamayacağını ama hukuk katledilerek verilen kararlar az mı bu ülkede? Bir para cezası çicat ederler mecburen, Ak partinin mallarına el koyarlar, partiyi serbest bırakırlar. Bunu partiyle anlaşarak yaparlar, yani derler ki sen şu ERGENEKON dosyasını bir kapat, biz de seni açık bırakalım.Ama bu davanın çocuk oyuncağı olmadığını ispatlamak için sana bir ceza vermemiz de gerekecektir, en fazla paranı alırız, sen de sıyrılırsın biz de, kabul etmezsen partini alırız elinden ona göre. (referansa dikkat!..) Ne de olsa ERGENEKON daha çevik bir isime ulaşmadı değil mi? Evet, çok çevik bir isime ulaşmadan da kapatılması gerek.

3. Ak Partiye hayat öpücüğü:

Tam da mükemel organize edilen barışçı ve ne istediğini bilen, üstelik hedefe de ulaşmış bir emekçi mitinginden sonra, aydınlarla, liberallerle arası açılmış ve belki gerginlik yüzünden biraz kamuoyu desteği sallanan bir Ak Parti etrafında kurulan yeni bir sevgi ve bağlılık çemberi.. Statükoya ve oligarşiye karşı tek umudumuz Ak Parti'dir slogan-gerçeğinin tekrar halka ve dünyaya hatırlatılması..

4. Ak Partiyi Aklama çalışması:

Ey millet!
Amerikancı ve vatanhaini diye suçlanan bu parti, böyle bir suça zerrece değinilmeden sadece laiklik yüzünden kapatılmanın eşiğine getiriliyorsa, artık anlayın ki Ak Parti'nin böyle bir suçu, günahı yoktur ve hiç olmamıştır. Söyleyin bana: daha tanımı bile doğru düzgün yapıl-a-mamış bir ilke mi daha önemlidir, yoksa Türkiye Cumhuriyetinin ve aziz milletinin bekaası mı? Bu dava sadece varlığıyla bile Ak Parti'yi gönüllerde beraat ettirmemiş midir?

5. “Bizim CHP ve sol kesim adam olmaz” ifşaatı:

Askerden (darbeden) ümidini kesen anarşist siyasetçi ve bürokratik elit hala böyle anti demokratik davalara ve dayatmalara, icatlara bel bağlıyorlarsa, e-muhtıranın ardından yapılan seçimlerin sonucuyla bile adam olamadıklarını, hatta hiç ders almadıklarını bu davaya gösterdikleri tepki ile ispatlıyorlarsa bu tam anlamıyla bir adam olunamayacağının itirafı ve bir ifşaatıdır.

6. Bu dava bir Avrupa Birliği sürecinin daha tamamlanmasının ilk adımıdır.

Erdoğan'ın zekasını iyi bilirsiniz! Soğukkanlı, disiplinli, intikamcı ve hesapçıdır, ama asla eyyamcı denilemez. (baş rakibinin tersine). Bu davadan önce parti kapatma hususunda anayasada köklü bir değişiklik yapsa idi, kamuoyu onu DTP'yi ve dolayısıyla PKK'yı koruyup kollamakla itham edecekti. Oysa şimdi kendilerine atılan bir çamurla bu işi kendi lehine yapmış izlenimi vermiş olacak. Burada amaç parti kapatmaları tarihe gömmektir, ama bunun siyasi sorumluluğu çok ağırdır, Başbakan bu şekilde kendini muhalefete karşı korumaya almış olur ve artık yasa çok rahat geçebilir.

Yoksa Tayyip Erdoğan da zaten böyle bir hazırlığın 2001'den beri yapıldığının farkında ve tedbirini de alırdı değil mi? Ama o sadece 5 yılda parti kapatma sürecini biraz zorlaştırdı o kadar, asıl faaliyet ve köklü değişiklik şu andan itibaren “anayasada” yapılabilir.

7. Safları netleştirmek:

Tansel Çölaşan bir gün önce boşuna konuşmamış, rektörler boşuna diklenmemişler, Savcı boşuna küfürler yağdırmamış edep haya tanımadan, Teziç boşuna ayaklar altına almamış seviyesini.. Mehmet Ali Birand boşuna üniversitelerde Abbas güçlü ile çirkefleşmemiş boşuna, Ali Kırca boşuna saf değiştirmemiş ana haber bülteni palyaçoluk olan bir kanala giderek... ve ilk icraatı da gizli kamera çirkefliği üstelik (hatta kendisi pornografik gizli kamera muzdaribiyken!..)
Dikkat et ey milletim, bu dava bir kesim tarafından önceden gayet iyi biliniyormuş. Yoksa Deniz Baykal neden Genel Kurmay başkanına dolaylı olarak amerikancı desin, Türk silahlı kuvvetlerine hakaret etsin. Yani darbe yapmayacağı kesin olan silahlı kuvvetlerle köprüleri atsın! Hatta emekli paşalar neden ordumuzu töhmet altında bırakmaya çalışıp bir yerlere sinyal yollasınlar...

İşte bu yüzden darbeyi biz yaparız mantığıyla, “kahrolsun demokrasi, başlarım cumhuriyete bu ülkeyi ankadaki 11 padişah yönetir” diye yırtıyorlar kendilerini (mealen)..

Atatürk “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiş. Ama bu Atatürkçülerin hiç umurunda değil. Yasama yürütme ve yargı güçler ayrılığı olarak denge unsuruydu ama CHP zihniyeti ve onun beceriksiz siyasetçileri yüzünden artık güçler ayrılığı yargıtay, danıştay ve anayasa mahkemesi oldu. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi ayyuka çıktı.

Ama bu son durumla herşey netleşti. Artık bataklık kurudu, atacak çamurda kalmadı, kimin ne olduğunu iyi biliyoruz artık. Saflar çok net ve farklar çok derin.
Başkomutan ve Cumhurbaşkanı, siyasetüstü bir makamda olan Abdullah Gül de iddianamede olacak, dokunulmazlığı olduğunu bileceksin ve uygulayamayacağın bir ceza verip hala resepsiyonlarda eteğini tutacaksın... bu nasıl olacak bir izah edilsin bakalım...

MHP'ye gelince:
Devlet Bahçelinin açıklamasına kadar bütün MHP'liler CHP'li Onur Öymen dinazorluğuyla olaylara bakarak yalanlarla durumu çarpıtıyorlardı, bir zil takıp oynamadıkları kalmış hatta bir vekil “hiçbir suç cezasız kalmaz” diyerek televizyonlarda kına teşrifatı yapıyordu ki, Devlet Bahçeli yine herkesi şaşırttı ve başta kendi vekilleri olmak üzere ağzı yüzü oynayan herkese büyük bir demokrasi dersi verdi.

Bahçeli, bizim alışık olduğumuz bir siyasetçi değil. MHP'ye baktığımızda var olan bir Bahçeli gerçeği az da olsa umut vaadediyor hem de Deniz Bölükbaşı gibi statükocu elitlerin çokluklarına rağmen.

8. Kafa karışıklığı:

Benim bu ülkenin başbakanına, meclis başkanına, cumhurbaşkanına sonsuz saygım ve derin sevgim var. Silahlı kuvvetlere ve genel kurmay başkanına da hakeza öyle... E bunlar da devlet zaten...
Ama şimdi başbakanına ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı getirmeye kalkıyorsunuz, meclis başkanının partisini kapatıyorsunuz, Genel Kurmay başkanına yalancı, silahlı kuvvetlere amerikancı diyorsunuz..

Yahu bana izah edin, siz kimsiniz? Benim bildiğim ne kadar devlet organı varsa hepsi ile kavgalısınız.. O zaman siz devlet düşmanı değil misiniz? Tanrı mı zannediyorsunuz kendinizi, nedir?.. Sizi yargılayacak, huzur bozduğunuz için cezalandıracak kimse yok mu, yahu?
Çünkü gayet açık ki yasaklayarak ve bir yasağı sürdürerek ülkeyi kamplara bölmeyi amaçlıyorsunuz, ekonomik kriz çıkararak yeniden yazarkasa atılan, kepenk kapatılan, esnafın intihar etmeye kalkıştığı günlere dönmemizi istiyorsunuz!

Sizler sadece Aydın Doğan'ın istediklerini istiyorsunuz, eğer güçlüyseniz hakikaten, gidin de bu halkı değiştirin, ya da beceremiyoranız lütfen gidin ve başka bir ülkenin başına bela olun, bu millet sizlerden yeteri kadar çekti.

CHP'yi kınıyorum. Hukukun CHP'li olmasını kınıyorum, yargıtayın, danıştayın, rektörlerin CHP'li olmalarını kınıyorum.
DSP üyesi bir anayasa mahkemesi üyesinin, ülkemin iktidar partisi hakkında vereceği kararı çok merak ediyorum.

Sunusi Fazıl ONAY

Not: An itibariyle başsavcımızın keyfi ülkemize 22 milyar dolara mal olmuş.. hayırlı olsun..

Gerçekçi bir seçim sonuç analizi -22 Temmuz seçimleri-

Bu yazıyı bir başarıyı taçlandırmak adına, ya da bir hezimete kılıf bulmak uğruna yazmıyorum.

Koca koca yazarların ve siyasetçilerin hala milleti aptal yerine koymalarına karşı bir tepki olarak yazıyorum.
İki gündür görüyorum ki hala seçimi ve sonuçlarını analiz edebilmiş değiller, zira tuttukları taraf özgür düşünmelerini engelliyor.

Buyurun tarafsız gözle yazılmamış bu seçimin analizini de okuyun ve aslında Türk milletine nasıl hakaret ediyorlar görün…
Bizler yüce Türk milleti taraftarıyız…

CHP ve MHP’nin niye bu seçimin mağlubu olduğunu Sayın Öymen’in ve Sayın Bahçeli’nin basın açıklamalarından sonra daha iyi anladım (Sayın Baykal şoku atlatamamıştı). Evet, CHP ve MHP’nin bu zihniyetle mağlup olması kaçınılmazdı zaten.
Değerli siyasetçilerimiz özet olarak AKP’nin dağıttığı kömür sayesinde başarılı olduğunu söylüyorlardı. Yani yüce Türk milleti 1 paket kömüre gelecek 5 yılını satmış bir milletti bu elitistlere göre.

Seçimlerden önce bas bas bağırdık. CHP’nin şansı yok, zira en büyük destekçisi olan alevi kesimden bile AKP’ye kaymalar yaşanıyor, oligarşi ve bürokratik cumhuriyet savunucularından başka, bu ülkenin gençlerinden hangi söylemi ile oy alacak? Bu partinin her hangi bir projesi var mı, lafla Atatürk’ü ve cumhuriyeti savunmaktan (ya da istismar etmekten) başka? MHP hakeza…

AKP zamanında terör tırmanışa geçti denildi, bu AKP’nin değil ülke düşmanlarının bir başarısı, acaba eleştirenler ne gibi bir proje attılar ortaya?
AKP zamanında ülke parsel parsel satıldı denildi, bu satışın Atatürk ve İsmet İnönü zamanında yapılan satışın daha altında olduğu hiç söylenmedi nedense! Hatta ilk olarak AKP bu konuda sınırlamalar getirmişti.
AKP zamanında Kıbrıs satıldı denildi, ama Kıbrıs’ın gelirinin 4 kat arttığı ve uluslar arası platformda artık tanındığı ve İKÖ’ye bile üye yapıldığı, dahası, artık eski günlerinden daha milli bir duruşa sahip olduğu söylenmedi.
AKP zamanında borçların arttığı söylendi, ama eski borcun gelirin altında olduğu şimdiki borcunsa milli gelirin sadece yarısı kadar olduğu söylenmedi.

Bütün bunlar 80 yıldır ödenmeyen nemaların ödenmesi, bankalardan hortumlanan paranın vatandaşa iadesi sonrasında gerçekleşti.
Yani inşaat yapılırken tamirat devam ediyordu üstelik.

Eskiden bir anayasa kitapçığı fırlatıldığında çıkan krizler, şimdi muhtıralar verildiğinde bile çıkamıyor, ekonomi o kadar temelli ki en ufak bir sarsıntı yaşamıyor, bunlar hiç dile getirilmedi.
Ve bütün Türk milletini aptal yerine koyan o açıklama yine CHP ve MHP’den geldi: “Vatandaşlarımız bizi bir poşet kömüre sattı!”

Değil kömür, CHP bana bir poşet altın verseydi, alır cebime koyar ve oyumu gider paşa paşa AKP’ye verirdim.. Çünkü biz zannettikleri kadar aptal değiliz..

Çünkü muhalefet iftira atarken AKP proje geliştiriyordu!..
Bu ülkenin vergi sistemini, bankacılık sistemini, sosyal güvenlik sistemini, hastanelerini, yollarını düzenliyordu.
Her sene bir buçuk milyon artan işsiz nüfusu %20 düşürüp istihdam sağlıyordu,
milli geliri tam 2 katına çıkarıyordu.
Bir senede sadece iç anadoluda 1000 adet fabrika açarak Guinness’e girmeye çalışıyordu.
Ülkenin yollarını 2 katına çıkararak her sene teröre verdiği şehidin 3-4 katını trafik canavarına veren ülkede kaza oranını %80 düşürüyordu.
100 bin derslik yaparak ülke eğitimine 2000 okul hediye ediyordu.
Artık ders kitapları ücretsizdi üstelik.

Bu milletin gözü 1 poşet kömürde değil, icraatlardaydı. Oy kaybetmek uğruna hiçbir yalan vaatte bulunmayan bir partiyi iktidara taşıdı.

Hem de mazot 1 YTL OL-MA-YA-CAK demesine rağmen..
Hem de fındığa ederinden fazla VER-ME-YE-CE-ĞİZ demesine rağmen..
Arif olan anladı…

Bu bir ilkti.VAAD EDEN DEĞİL, ETMEYEN KAZANDI bir bakıma.
Çünkü aziz millet yalanı dolanı ayıracak ferasete sahipti.İp atlayanlar, mazotçular, fındıkçılar, mitingciler, ülkenin 5 sene hortumlanmasına seyirci kalanlar şimdi kendi hallerine yansınlar.

Doğuda devleti temsil eden tek partinin AKP olduğu gerçeğine dikkatinizi çekerim.
En fazla sosyal demokrat adayın AKP listesinden vekil olmalarına dikkatinizi çekerim.

Bizler en sonunda oligarşi ve bürokrasi karşısında tek millet olabildik. Bunu kimseye bozdurmayacağımızı temenni ediyorum.
Tek millet.. Tek bayrak.. Tek devlet..

Beğenmediğimiz Amerikalının dediği gibi: One nation, under one God.. Yani, Bir Allah’a iman eden BİR millet..

AKP’ye oy veren-vermeyen tüm kardeşlerimiz,
Seçim sonuçları hepimize hayırlı ve uğurlu olsun. Allah, bu vatanı ve üzerinde şükürle yaşayan aziz milleti korusun ve yüceltsin.

Siyasi ahlaksızlık ve olası bir CHP-MHP koalisyonu

(Bu yazı, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce, MHP liderinin AKP ile hiçbir koalisyona girmeyeceklerini açıklamasından sonra yazıldı. Konjonktürde o zamanlar gözüken akp iktidarının tek alternatifi CHP-MHP koalisyonu idi. Eğer AKP seçimlerden %47'lik bir zafer ile çıkmasaydı bizi bekleyen iktidar CHP-MHP koalisyonu olacaktı. MHP'li kardeşlerime bir ikaz olarak bu yazıyı kaleme almıştım...)

Türkiye siyasi demografisinde ülke seçmeninin %75’i sağ, %25 sol görüştedir. Yeni jenerasyonun, Türkiye’deki sol tanımına duydukları kayıtsızlık sonucu bu yapı ortaya çıkmıştır. Bana sorarsanız AKP bir sol partidir ve bu demografi analizi de dolayısıyla yanlıştır.. Ama şimdilik konumuz bu değil..

Beni asıl yaralayan şey, koltuk uğruna liderlerin seçmeni enayi yerine koymalarıdır. Seçmen üç şekilde enayi yerine koyulabilir ve maalesef ülkemizdeki bir takım siyasi partiler bu üçünü de çok büyük bir soğukkanlılıkla yapmaktadırlar, peki nedir bu seçmene takılan üç enayilik madalyası? Tek tek inceleyelim:

1. Altın kozalak ödülü:
Seçmen bu ödüle hiç olmayacak, gerçekleşmeyecek vaadlere kanması sebebi ile hak kazanır. “Kayseri’ye deniz getireceğim”, ya da “herkese 2 anahtar” gibi vaatlerdir bunlar. Buna kanıp da oy veren seçmen anca kozalak alır. Dikkat ederseniz mazottan bahsetmiyorum..

2. Altın geyik ödülü:
Nispeten daha masum olan bu ödül, oy verenin sadece oyunun boşa gitmesine neden olur, ülkeyi ciddi bir kaosa sürüklemekten uzaktır. Burada parti lideri ve yönetici kadroları, seçmene geyik yaparlar:
“tek başına iktidarız”,
“iktidara yürüyoruz”,
“en büyük biziz, dünya bizim zaferimizi konuşuyor”
gibi içi boş ve manasız cümleleri inanın %2’lik oy potansiyeli olan Erbakan bile kuruyor. Seçimden sonra da hatırlamıyorlar. Bugün baktığımızda bir iki parti hariç diğer bütün partilerin baraj problemi olmasına rağmen Haydar Baş’tan, Deniz Baykal’a, Recai Kutan’dan Devlet Bahçeli’ye kadar her lider bu yalanı geniş geniş rahatlıkla söyleyebiliyor. Amaç seçmene madalya dağıtmak herhalde!

Peki bu yalan ortaya çıkıp seçim sonuçları gözlerine sokulunca azıcık yüzleri kızarıyor mu?
Tek kelimeyle HAYIR.
Peki neden?
Çünkü bu yalanı söyleme yüzsüzlüğüne alışmışlar, milleti de alıştırmışlar, kimse hesap sormuyor..
Bakın:
-Hani siz tek başına iktidardınız?
-Evet, olmadı kısmet değilmiş..
-Yahu bırak iktidarı, muhalefet olamadınız be..!
-Hıı, evet, ama bir dahaki seçimlerde…
-Ya sen daha toplumu analiz etmeyi becerememişsin, öngörün sıfır, tahmin yeteneğin berbat, anket okumayı da bilmiyorsun, akvaryumda yaşıyorsun, daha ne seçimine gireceksin?
-Biz bir dahaki seçimlerde…
-Hala seçim diyor.. Adam, sen bana yalan söyledin.. ya da aptalsın durumu okuyamıyorsun, ne iktidarı verecem ben sana, bas git..

Maalesef, seçmenle adayı arasında böyle bir diyalog olamadığı için bu yüzsüzler bir dahaki seçimlere aynı jargonla girip tekrar oy istiyorlar, ve bu ödülü sonuna kadar hak eden bir kısım halkımız da oy vermeye devam ediyor, zira onlar parti değil takım tutuyorlar, sevdikleri lider ülkeyi soysa, ailesi 9 katrilyonla buharlaşsa bu adamlar yine o politikacıya oy atacaklar çünkü mazot… neyse…

Şimdi gelelim en acı ödüle:

3. Altın Boynuz Ödülü:
Tüylerimi diken diken eden bu ödülün sahipleri oy verdikten sonra genelde dövünürler. Zira burada oy verilen parti ve lideri, seçmen tabanına tam anlamıyla ihanet eder ve boynuzu takar.

Bu durumda, eşlerin birbirlerini aldatmaları gibi bir namussuzluk, haysiyetsizlik çok rahat gözlenebilir. Hemen örnek vereyim de yanlış anlaşılma olmasın:

Mesela Komünist partisi seçimi kazanır ama faşist partinin azınlık hükümetini destekleyeceğini söyleyerek iktidar fezlekesini reddeder. Ya da laik parti seçimi kazanır ve koalisyon için başka bir laik parti dururken gider dinci bir parti ile anlaşır ve bakanlıkların yarısını onlara devreder.

Bu tabanın oyunun çöpe gitmesi demektir. Oy veren seçmen kendi ideolojisinin tam temsili yerine zıt ideolojiyi devlet yönetimine taşır ve böylece tabanına ihanet etmiş olur. O partiye oy veren laik seçmen kendi oyuyla dinci partiyi iktidara taşımış gibi olur ve bu ödülü çok acı bir şekilde hak eder. Oy vermemiş olanlarsa kurunun yanında yaşın da yanması gibi, yanarken ben demiştim edasıyla kafa sallar ve diğerinin aptallığından ötürü isyan eder.

ŞİMDİ SORUYORUM, EY ÜLKEMİN MUHAFAZAKAR VE MİLLİYETÇİ İDEOLOJİYE SAHİP VATANDAŞLARI!

Bana dürüstçe cevap verin, bir elinizi kitaba diğer elinizi de vicdanınıza koyun:
Oylarınızla CHP’nin iktidara taşınmasına razı mısınız?Sayenizde muhafazakar muktesebattan uzak, sol bir iktidar kurulmasından yana mısınız?
Hala Mehmet Moğultay’ın atadığı kadroların demokrasiyi linç etme çalışmalarını ibretle (ve takdirle) izlerken yeni bir militan adalet bakanını koltuğa oturtmaya razı mısınız?
Örgüt kadrolarını, çocuklarımızın beyinlerini zehirlemek adına, 45 günde öğretmen yapan yeni bir militan milli eğitim bakanını görevlendirmeye hazır mısınız?
Ezanı yasaklayan,
camiler kapattıran,
KITleri hortumlayarak boşandığı eşine 9 trilyon nafaka veren,
ülkeyi susuzluğa, çöp dağlarına, açlığa ve kuyruklara mahkum eden basit militan bürokratları görevlendirmeye hazır mısınız?
Kuran kurslarınızı kapatan,
kurban derilerinize el koyan,
dini eğitimi kaldıran,
hastanelerde çarşaflı ihtiyar kadını tedavi etmeyip ölümüne seyirci kalacak kadar ideolojisine bağlı başhekimleri zevkle atayan hatta yetiştiren…
Allah’a ve Allah diyene düşman…
Sokaklarda sizi kurşunlayan…
binlerce gencinizi şehit eden,
bir ideolojiyi iktidara taşımaya hazır mısınız?

-Üstelik CHP (o zaman SHP idi) bu tahribatın çoğunu Demirel’in kendilerini koalisyon ortağı yapmasıyla becermişti, hani kendileri de Leyla Zanaları meclise taşımışlardı! İşte sağcı bir parti kendi ideolojisine sahip rakip sağcı parti dururken (ANAP), solu getirip ortak yaparak seçmenine böyle ihanet eder-

Bu ülkenin CHP’ye gönül vermiş seçmenleri yanlış anlamasınlar lütfen, hepsi benim yurttaşım, ama bu yukarıda söylediklerim MHP ağzıyla yarım asırdır tekrarlanan terennümler.. Bunlar sizde bir tereddüt oluşturmuyor mu, Allah aşkına?

Bunları ben değil, rahmetli Başbuğ söylüyordu, hatırlıyor musunuz ismini?

MHP’ye gidecek her oy, CHP’nin iktidarına bir tuğla olacaktır, sözünü ettiğim bakanlıkların yarısı onların olacak ve sizin bu konuda bir söz hakkınız olmayacak, oyunuzla CHP kadrolarının militanlarını ülkeye yerleştireceksiniz..
Eğer bütün bunları biliyorsanız ve bir tehlike görmüyorsanız, ideolojinizle bir çelişki tespit etmeden vicdanınız rahat uyuyabilecekseniz, oyunuzu MHP’ye verirken eliniz titremesin.
Fakat biz ocaklarda böyle yetişmedik, Başbuğa her fırsatta hakaret eden ve eli kanlı katil diye saldıranları elimizle iktidara taşımak bizim ahlakımıza ve anlayışımıza, örfümüze ve din güdümüze terstir. (Siyasetçilerimiz bunu bir kez yaptılar.. %25’lik solu %75’e iktidar ettiler ve acısını hala duyuyoruz).

MHP, BBP, AKP, DP ve SP’ye vicdan olarak yakın, sağduyulu, hür düşünceli, milli değerlere sadık, muhafazakar bir “Sosyal Demokrat” olarak, bu kadar açık olduğum için şimdiden özür dilerim. Daha önce DSP’yi iktidara taşıyan ve şimdi de Baykal’ı başbakan yapmaya hazırlanan Milliyetçi Hareket’in oy verenlerinin özrünü ise asla kabul etmiyorum, onu da eğip bükmeden ifade edeyim.

PARTİZANLIK

Bu ülkeyi “öldüresiye” sevenler!

Hakikaten bu ülkede iktidar olmak zor arkadaş.. Zira muhalefetin bir ölçüsü yok.. Keşke grekoromen muhalefet olsa da, hiç değilse uyulacak birkaç ilkemiz olsa. Bizi öldüren şey de işte bu “vatanseverlerin” ilkesizliği ve partizanlık.

Partizanlık, Türk milletinin çok iyi bildiği bir ur, cumhuriyetin ilanıyla kesilip alınmıştı ama tam yirmi sene sonra (1943) milliyetçilik olayları ile birlikte iktidar partisi tarafından yine hortlatıldı ve günümüzde Cumhurbaşkanı tarafından paranoya sonucu, sebep gösterilemeden atanmayan 3000 bürokrat ile artık önlenemez boyutlara ulaştı; yine neşter gerekiyor sanırım.

Önce hep beraber ezber bozalım; bu ülkenin politikacılarının ve eğitimcilerinin yıllardır söyledikleri şeylerin gerçek olmadıklarını kabul edelim. Örnek:

- Türk milletinin genlerine en uygun yönetim şekli cumhuriyettir!

Değildir!

Türk halkı 5000 yıllık (+/-) tarihinde cumhuriyeti hiç tatmamıştır ki. Aksine hep tek adamla yönetilmiş. Ne zaman karizmatik bir lidere kavuşmuşsa imparatorluk olmuş. Ve o lidere muhalif olan Türklerce (!) devleti parçalanmış dağıtılmış. Lidere olan düşmanlık yüzünden muhalefet ülkeyi batırmış. (çok ilginç!)

- Türk milleti parlamenter demokrasiye 1920 yılında geçti (yani cumhuriyetin ilanından önce).

Yanlıştır!

Türkiye (Devlet-i Ali-i Türkiyye) Meşrutiyetin ilanıyla parlamenter demokrasi ile tanışmış, 2. Meşrutiyetle birlikte sadrazamı padişahtan daha güçlü hale getirmiştir. Nitekim rejimin son günlerinde Padişah iyice süs eşyasına benzetilmiştir. Devlet idaresinde bugünkü cumhurbaşkanının padişahtan daha geniş yetkileri olduğu muhakkaktır.İşte sevgili okuyucular, daha yüzlercesini sayabileceğimiz bu ezberler üzerinden hareketle, şimdi de ülkedeki sözde vatanseverliği ve yükselen milliyetçi/ulusalcı muhalefeti bir inceleyelim:

Siyasi manada vatanseverlik, muhalefette olan kişilerin iktidarı uyarmaları ve yol göstermeleri ile ülkeyi hatadan kurtarmaları şeklinde ifade edilebilir. Yani maksat mevcut başkanın ve iktidarın onurunu zedelemek değil, ülkeyi yanlıştan döndürmek olmalıdır.

Bunun aksi örneği Balkan savaşlarında yaşanmıştır. İttihatçı komutanların iktidarı zora sokmak uğruna Edirne’yi bile nasıl gözden çıkardıkları malumunuzdur. Ülke sözde milliyetçiler tarafından nasıl Bulgarlara ve Ruslara bırakıldı okumuşsunuzdur.

Günümüzde yaşananlar da pek farklı gözükmüyor:
Bugünün muhalefet taktiği “bilmeyenler” üzerinde hakimiyet kurmak ve her yalanı bir enstrüman olarak görüp kullanma şansı doğurmaktır. Mesela “ülkenin borcu 400 milyar dolar” der muhalefet büyüğü, halbuki değildir! Sadece 180 milyar dolardır ve milli gelirin neredeyse 3 kat altındadır. Muhalefetin amacı büyümenin borçla yapıldığını ispatlamaktadır. Yani kör olanın bile gördüğü bir büyüme vardır, maksat bunu saklamak ve lekelemektir. Aslında daha muhalefetteyken bile doğrusu olmayıp da yalanı kullanan adamı, miting yaptığı alana gömmek gerekir, ama biz de o siyasi zeka pek bulunmaz. Ve bu adam hala itibar görmeye devam edebilir.

Halbuki yapıcı vatansever bir muhalefet şöyle der. “bunların politikalarıyla ancak bu kadar büyüyebildik, halbuki biz şu taşı şu taşın üzerine koyup daha da büyüyebilirdik” Ama demez, zira o zaman yol göstermiş olur, yoksa maazallah iktidar gider vatanın selameti için o taşı o taşın üzerine koyar da süper güç oluruz, Allah korusun!

Her şey yalan ve hile üzerine koyulunca ortam inanılmaz kirleniyor ve sonunda temiz bir şey kalmıyor. 1000 iftiradan biri kazayla doğru çıksa geri kalan 999’u da şüphe çekmeye başlıyor.“EĞER GEMİNİN DÜMENİNDE BEN YOKSAM, BATSIN BU GEMİ” anlayışı ülkeyi içinden çıkılmaz bir hale getirirken, aslında görebilen insana da muhalefetin nasıl bir vatanhaini olduğunu da ispatlıyor adeta. Her şehit cenazesi haberini aldığında içten içe coşkuyla sevinç çığlığı atıp meydanlara koşan ve cami avlularında hükümete, imama, şehit yakınlarına küfreden muhalefet nasıl vatanını sevebilir ki?

Bizler BABALARINI TAKİP EDEN ÇOCUKLARDAN çok çektik. Sırf babası ona oy veriyor diye düşünmeyen, takım tutar gibi parti tutan, tuttuğu partinin az oy almasını namus meselesi yapan siyasi magandalardan çok çektik. Hüseyin Üzmez ağabey bir kitabında Malatya’da göbeklerine kadar sakallı ve sarıklı, göğüslerinde tabak gibi CHP rozetiyle cami bahçesinde oturan “dinimi değiştiririm de partimi değiştirmem” diyen hacılardan bahsederdi. İşte biz bunların evlatlarından çok çektik. Onların evlatlarıydı Demirel’i 7 kez, Ecevit’i 5 kez başbakan yapan.

Soruyorum size, sağdan üç parti, soldan bir parti meclise girmiş, lider olan ise sağcı.. Kiminle koalisyon yapar? Tabi ki dünya ve siyaset görüşü birbirine uyanla değil mi?
Halbuki bu millet DYP-SHP koalisyonunu gördü Demirel’le..
Bu nasıl bir aldanmışlıktır sağcı seçmen adına?Demek ki bu ülkenin sağcısına da solcusuna da güven olmaz.. Kimin ne olduğu ne dediği belli değil? Zaten şimdilerde de CHP=MHP demiyorlar mı?
Erbakan’a sorsanız Erdoğan dinsizdir..
Baykal’a sorsanız Erdoğan dincidir..
Hiç mi değişmez bu klişe?
Hepsine göre AKP amerikancıdır, halbuki Amerika yaptığı hareketlerle ortağını zor durumda bırakır mı? Bir nefret mesajı yayınlar AKP’ye, bir anda kamuoyundaki yargıyı değiştirir! Böylece ortağının işini de kolaylaştırır!
Askere sorsanız AKP yetersizdir,
MHP’ye sorsanız AKP vatanhainidir.
E o zaman bu güvendiğimiz askeriye uyuyor mu?
Anayasayı bile işine geldiği gibi yorumlayan asker-cumhurbaşkanı-chp üçlüsü neden bu vatanhainlerini tez zamanda yakalayıp idam etmiyor da hala devletin en önemli kademelerinde tutuyor? Yoksa onlar da mı vatanhaini? Zulme ortak olan da zalim değil mi sonuçta?

Birileri bize çok kötü kazık atıyor ama bu kesinlikle iktidar değil. Bence bu geminin kaptanından memnun olmayıp da gemiyi batırmak isteyenlerdir..
Danıştaya saldıranlar,
Ermeniyi kurşulayanlar,
Ulusu bombalayanlar..
Evinden mayın çıkan astsubaya, emekli askere ve şehit cenazeleri, çuval karşısında suspus olup, sözde rejim bekçiliğiyle aslan kesilen askere bu yazıda bir şey demiyorum..
Oy verenler de bu oyuna ortak..
Ezber bozma sırası şimdi sizde..

Önemli Not:
Bu yazı 22 Temmuz seçimlerinden önce yazıldı ve http://www.genckalem.org/ 'da yayınlandı. Seçimlerden sonra Türk halkı hakikaten tam da dediğim gibi ezber bozdu ve Tayyip Erdoğan'ı %48'le tekrar başa getirdi. 2. başkanlığı esnasında önce cumhurbaşkanlığı makamı elitistlerden kurtarılarak halka iade edildi, ardından ergenekon soruşturması açılarak derin devlet çökertilme operasyonu başlatıldı, aynı tarihlerde kanayan yara türbana da çare bulunmuştu.. Kısacası, Türkiye'de müthiş bir şekilde ezber bozuldu...

"Saltanat" bombalıyor!

Yazarımız Ahmet Salta, Saltanat köşesinden okurlarına seslenmeye devam ediyor..
Bu hafta yazarımız Eski Cumhurbaşkanına kafayı takmış durumda.. "Güle güle" mahiyetinde derin bir uğurlama yazısı olmuş..
Ayrıca eski cumhurbaşkanının affettiği teröristlerin listesini de burada bulabilirsiniz.

Yazının tamamı için:
www.ahmetsalta.blogspot.com

Yeni

Yazarlarımızdan Ahmet Salta'nın söylenmemiş birşey bırakmadığı "Kavuran Yazın Serinleten Temmuz'u" başlıklı yazısını görüntülemek için tıklayın:

http://ahmetsalta.blogspot.com/

Dünya Solu ve Türk Solu

Sol ne demek?
Önce bunu bilmek lazım.
Solculuk, içinde milyonlarca rejimi barındırabilen bir ideolojidir.
Bizler kısaca sosyal demokrasi yanlılarına solcu diyoruz.
Kamu teşebbüslerini adilce yönetme ve sınıf ayrımcılığını ortadan kaldırmak adına, solculuk aynı zamanda halkçılıktır. Bunun yanısıra bütün bu enstrümanları bir disiplin altında kontrol edebilmek için bir miktar da devletçi olmak zorundadır. Ama bunun ölçüsü de demokratlığındadır. Yani otoriter ve totaliter değil, faşist baskıcı hiç değil, jakoben asla değil, solculuk sadece SOSYAL DEMOKRAT bir kimliktir.

Dünyada bu tanım ışığında solcu olmayan zihniyetler ya anarşisttir ya da faşisttir; yani kontra ideolojiler solcu olmayanlarca böyle tanımlanır. Mesela, sapına kadar bireyselci olan bir kişi anarşist olarak damgalanabilir, ya da muhafazakar olanlar faşist olarak yaftalanabilir.

Türkiye'de ise solculara kontraları tarafından faşist denir.
Zira sol kendi evrensel kabul ettiği doğrulara faşizan bir tavırla sahip çıkar.
Örnek: Kendini solcu olarak tanımlayan İnönü üniversitesi rektörünün konuşması: "Değil %35'le %95'le bile gelseler bir şey ifade etmez, bu cumhuriyet bizimdir ve bizim kalacaktır" (seçilmiş hükümete söylüyor).
Diğer bir örnek, solcu olarak tanımlanan Cumhuriyet gazetesinden: "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi". İşte bu kadar halktan kopuk elitist ve ironik bir zihniyet! Şaka değil bu manşet!
Bundan elli sene önce sarfedilen bir cümle ise ayrı bir ironidir. "Bu memleketi Hasa Hüso'mu idare edecek" İşte bu da 1946'daki CHP'nin kendi elitlerine DP hakkındaki serzenişiydi. Bu da Türk solunun halkı nasıl cahil bir serseri olarak gördüğünün kanıtıdır.

Bugün de Türk solcuları yeni bir öneri getirerek solculuk ile aristokrasiyi birbirine karıştırıyorlar:
"okuma yazma bilmeyenlerin oyu bir oy sayılsın, ilköğrenim mezunlarınınki iki, liselilerin üç, üniversitelilerin dört, yüksek lisans ve sonrasının oyu ise beş oy değerinde olsun"
Tamam bu bir fikirdir. Belki de doğrudur.. Ama bu aristokrasidir. Solculukla bir alakası yoktur. Cebinde okumaya hatta geçimini sağlamaya yetecek parası olmayan adamın dünya görüşü önemli değildir ve ülke yönetiminde söz sahibi olması da gerçekten anlamsızdır belki (!)

Dönemin CHP'li Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın şu sözü ne kadar aydınlatıcıdır: "Eğer memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" işte olaylara ve halka bakan gözlük Türk solunda budur.

CHP, kuruluş amacının aksine 80 yıldır Türk solunu temsil ediyor sözde; ama Ata'nın partiden ayrılmasıyla önce devlet partisi oldu ardından adı hep cuntalarla anıldı, her zaman halka karşıydı, kılığı, kıyafeti, dili, inancı, kültürü hep battı parti elitlerine, bu yüzden CHP'liler, CHP'nin politikalarına bakıp bir seçim sloganı hediye etmiştir kendilerine hem de inanarak: "HALKA RAĞMEN HALK İÇİN"

Bugünkü iktidar partisi ise muhafazakar yapısıyla kendini sağcı olarak hissettiriyor, ama yaptığı uygulamalar tam bir sosyal demokrat parti havasında. Sosyal güvenlik yasalarında kamu yararına yapılan köklü değişiklikler, cumhuriyet tarihinde ilk kez nema dağıtımları hep bu hükümet devrinde gözüken olaylardan bazıları ama özelleştirmeye verilen önem ise solcu ekonomik politikaların aksinde bir görüntü sergiliyor.

Gerçekte bu kavramlar insan yararı doğrultusunda sürekli değişen ve gelişen kavramlar olup çıktılar ve sabit kalamadılar.

Dünya, geçmişte nasyonel sosyalizm adı altında faşist bir sosyalizm yapılanmasına tanık oldu. Çin'deki Maocu sosyalizm ise okullara düşmandı adeta. Köylünün ve çifçinin okuması sadece kafa karışıklığına yol açar diye düşünüp temel eğitimin ardından okumaya devam etmeyi oldukça zorlaştırıyorlar ve insanlara sadece komünist sisteme bağlılığı öğretiyorlardı. Daha sonra saksafonu emperyalist bir müzik aracı olarak görüp ülkede yasaklayan bir Castro sosyalizmine tanık olduk Küba'da. Hızlı bir kamulaştırma ile ülkeyi ekonomik olarak devletin tekeline sokan bir sosyalizm anlayışıydı bu ve her sosyalist rejim gibi bu rejim de muhaliflerini sustururken uyguladığı metodlar yüzünden faşist olarak anıldı. Kaddafinin yeşil sosyalizmine de hep beraber şaştık. Ve şu muhteşem sözü hatırladık: "Kaç tane sosyalist varsa o kadar sosyalizm vardır".

Sonuçta özgürlük demek olan sosyalizmin ne kadar baskıcı olmak zorunda kaldığına şahit olmuş olduk.
Bunun yanında, çeşitli ülkelerdeki sol partiler, bizlere sosyal demokrasinin olması gereken yeri de gösterdiler.
Mesela, Finlandiya'da meslek sınıflarının olmaması bir statü karmaşıklığına yol açmıyordu. Bütün iskandinavyada sosyal bilinç bu düzeyde idi. Bir üniversite profesörü ve bedeniyle çalışan bir işçi toplumun her kademesinde eşit oluyorlar ve birbirlerine kompleksle bakmıyorlardı. Bunun tam aksini İngiltere yüksek sosyetesini oluşturan ateist aristokrat sosyalistlerde gördük. Onlar, sınıflarını olanca güçleri savunurken sosyalist olduklarını iddia edebiliyorlardı.
Tıpkı günümüzün Türkiye solcuları gibi.
Fransa'nın hemen hemen 2 ay hüküm süren jakoben terör rejiminin satınalınamaz ihtilalcisi Robespierre bütün dinlere açık savaş ilan etmişti. Bunu da Türkiye'de uygulamaya kalktılar ve Türk solu en azından protestan bir müslümanlık icad etmeye kalktı (zira robespierre bile toplumun bir inancı olması gerektiğini söylüyordu) ama bu aşı da tutmadı ve proje şimdilik rafa kalktı. Ama Türk solcuları halkın dinine olan düşmanlıklarını gizliden gizliye sürdürmeye devam ettiler.

Aslında belki de böyle olmalıydı. zira Kur'an'da var olan ayetlerin her birine iman edebiliyor olmak bir süre sonra sizi sistem düşmanlığına itebiliyordu. Zira İslam sadece namaz kılmak ve oruç tutmak değildi. Toplumsal emirleri ve sosyal sorumluluk yükleme özellikleri de vardır. Bu, aynı zamanda Kur'an'ın kanun koyuculuk yönünden kaynaklanıyordı.

Bu şekilde, İslam, bazı yönleriyle solcu bir din olmasına rağmen, türkiye solcuları ile anlaşamadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye solcularının LAİKLİK fikrini anlamıyor ve dini her zaman kontrollerinde tutmak istiyor oluşlarından kaynaklanıyordu. İslam ise kontrolden uzak ayrı bir kontrol sistemiydi.

Sonuçta kendini müslüman zanneden ve aynı zamanda "kahrolsun şeriat" diyerek kendi dinlerine hakaret eden cahiller türediler. Zira şeriat sistem demekti. Bu sistem müslüman olan insanın dünya görüşünü düzenleyen Kur'an'dan başkası değildi. Yani hem Kahrolsun Kur'an diyeceksiniz hem de müslüman olduğunuzu iddia edebileceksiniz. Bu, sürekli şarap içip sarhoş olmak istemeyen adamın durumuna benziyor.

Kısaca Türk solu dünya solunun hiçbir tarafında değildir.
Kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, anlamayan oldukça karmaşık ve girift bir yapısı vardır. Bu durum onun jakobenliğinden kaynaklanır. Bu jakobenliğin bir sonucu olarak, prizmatik bir kitleye hitap ettiğini düşünse de aksine tek tip bir insan modelini benimser ve kendine örnek olarak seçer. Bunu kemalist olarak adlandırır ve dünya solunun kabul etmeyeceği ölçüde milliyetçi ve devletçidir. "Halka rağmen"dir, halk için olduğunu varsayar, fakat aslında sevdiği, benimsediği, korumak istediği ve sürdürmek zorunda olduğu tek şey SİSTEM'dir.

Biraz daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz, Türk solu sistemi korumak için, ulusun ve vatanın varlığını bile riske atar. Yeterki dini olarak kabul ettiği sistem bir şekilde sürsün. İlla bağımsız bir devlet ve ulusa ihtiyaç yoktur aslında, gerektiğinde bunu diasporada sürdürmeyi de göze alırlar. Tıpkı İttihat ve Terakki'nin Fransa'da yaptığı gibi... Düşman olarak gördüğü sisteme karşı dost edinemeyeceği kimse yoktur.

İşte bizler, bu yüzden, kendimizi dünyaya bakınca solcu olarak adlandırsak da, Türk solunun vatanhaini olduğunu düşünüyor ve Türk solunu temsil ettiğini söyleyen her gruba -makro olarak olmasa da, bilinçlilerine ve sistem koruyucularına- bu gözle bakıyoruz.

Sunusi fazıl ONAY
BOSTANCI 99'ers