"Saltanat" bombalıyor!

Yazarımız Ahmet Salta, Saltanat köşesinden okurlarına seslenmeye devam ediyor..
Bu hafta yazarımız Eski Cumhurbaşkanına kafayı takmış durumda.. "Güle güle" mahiyetinde derin bir uğurlama yazısı olmuş..
Ayrıca eski cumhurbaşkanının affettiği teröristlerin listesini de burada bulabilirsiniz.

Yazının tamamı için:
www.ahmetsalta.blogspot.com

Yeni

Yazarlarımızdan Ahmet Salta'nın söylenmemiş birşey bırakmadığı "Kavuran Yazın Serinleten Temmuz'u" başlıklı yazısını görüntülemek için tıklayın:

http://ahmetsalta.blogspot.com/

Dünya Solu ve Türk Solu

Sol ne demek?
Önce bunu bilmek lazım.
Solculuk, içinde milyonlarca rejimi barındırabilen bir ideolojidir.
Bizler kısaca sosyal demokrasi yanlılarına solcu diyoruz.
Kamu teşebbüslerini adilce yönetme ve sınıf ayrımcılığını ortadan kaldırmak adına, solculuk aynı zamanda halkçılıktır. Bunun yanısıra bütün bu enstrümanları bir disiplin altında kontrol edebilmek için bir miktar da devletçi olmak zorundadır. Ama bunun ölçüsü de demokratlığındadır. Yani otoriter ve totaliter değil, faşist baskıcı hiç değil, jakoben asla değil, solculuk sadece SOSYAL DEMOKRAT bir kimliktir.

Dünyada bu tanım ışığında solcu olmayan zihniyetler ya anarşisttir ya da faşisttir; yani kontra ideolojiler solcu olmayanlarca böyle tanımlanır. Mesela, sapına kadar bireyselci olan bir kişi anarşist olarak damgalanabilir, ya da muhafazakar olanlar faşist olarak yaftalanabilir.

Türkiye'de ise solculara kontraları tarafından faşist denir.
Zira sol kendi evrensel kabul ettiği doğrulara faşizan bir tavırla sahip çıkar.
Örnek: Kendini solcu olarak tanımlayan İnönü üniversitesi rektörünün konuşması: "Değil %35'le %95'le bile gelseler bir şey ifade etmez, bu cumhuriyet bizimdir ve bizim kalacaktır" (seçilmiş hükümete söylüyor).
Diğer bir örnek, solcu olarak tanımlanan Cumhuriyet gazetesinden: "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi". İşte bu kadar halktan kopuk elitist ve ironik bir zihniyet! Şaka değil bu manşet!
Bundan elli sene önce sarfedilen bir cümle ise ayrı bir ironidir. "Bu memleketi Hasa Hüso'mu idare edecek" İşte bu da 1946'daki CHP'nin kendi elitlerine DP hakkındaki serzenişiydi. Bu da Türk solunun halkı nasıl cahil bir serseri olarak gördüğünün kanıtıdır.

Bugün de Türk solcuları yeni bir öneri getirerek solculuk ile aristokrasiyi birbirine karıştırıyorlar:
"okuma yazma bilmeyenlerin oyu bir oy sayılsın, ilköğrenim mezunlarınınki iki, liselilerin üç, üniversitelilerin dört, yüksek lisans ve sonrasının oyu ise beş oy değerinde olsun"
Tamam bu bir fikirdir. Belki de doğrudur.. Ama bu aristokrasidir. Solculukla bir alakası yoktur. Cebinde okumaya hatta geçimini sağlamaya yetecek parası olmayan adamın dünya görüşü önemli değildir ve ülke yönetiminde söz sahibi olması da gerçekten anlamsızdır belki (!)

Dönemin CHP'li Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın şu sözü ne kadar aydınlatıcıdır: "Eğer memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" işte olaylara ve halka bakan gözlük Türk solunda budur.

CHP, kuruluş amacının aksine 80 yıldır Türk solunu temsil ediyor sözde; ama Ata'nın partiden ayrılmasıyla önce devlet partisi oldu ardından adı hep cuntalarla anıldı, her zaman halka karşıydı, kılığı, kıyafeti, dili, inancı, kültürü hep battı parti elitlerine, bu yüzden CHP'liler, CHP'nin politikalarına bakıp bir seçim sloganı hediye etmiştir kendilerine hem de inanarak: "HALKA RAĞMEN HALK İÇİN"

Bugünkü iktidar partisi ise muhafazakar yapısıyla kendini sağcı olarak hissettiriyor, ama yaptığı uygulamalar tam bir sosyal demokrat parti havasında. Sosyal güvenlik yasalarında kamu yararına yapılan köklü değişiklikler, cumhuriyet tarihinde ilk kez nema dağıtımları hep bu hükümet devrinde gözüken olaylardan bazıları ama özelleştirmeye verilen önem ise solcu ekonomik politikaların aksinde bir görüntü sergiliyor.

Gerçekte bu kavramlar insan yararı doğrultusunda sürekli değişen ve gelişen kavramlar olup çıktılar ve sabit kalamadılar.

Dünya, geçmişte nasyonel sosyalizm adı altında faşist bir sosyalizm yapılanmasına tanık oldu. Çin'deki Maocu sosyalizm ise okullara düşmandı adeta. Köylünün ve çifçinin okuması sadece kafa karışıklığına yol açar diye düşünüp temel eğitimin ardından okumaya devam etmeyi oldukça zorlaştırıyorlar ve insanlara sadece komünist sisteme bağlılığı öğretiyorlardı. Daha sonra saksafonu emperyalist bir müzik aracı olarak görüp ülkede yasaklayan bir Castro sosyalizmine tanık olduk Küba'da. Hızlı bir kamulaştırma ile ülkeyi ekonomik olarak devletin tekeline sokan bir sosyalizm anlayışıydı bu ve her sosyalist rejim gibi bu rejim de muhaliflerini sustururken uyguladığı metodlar yüzünden faşist olarak anıldı. Kaddafinin yeşil sosyalizmine de hep beraber şaştık. Ve şu muhteşem sözü hatırladık: "Kaç tane sosyalist varsa o kadar sosyalizm vardır".

Sonuçta özgürlük demek olan sosyalizmin ne kadar baskıcı olmak zorunda kaldığına şahit olmuş olduk.
Bunun yanında, çeşitli ülkelerdeki sol partiler, bizlere sosyal demokrasinin olması gereken yeri de gösterdiler.
Mesela, Finlandiya'da meslek sınıflarının olmaması bir statü karmaşıklığına yol açmıyordu. Bütün iskandinavyada sosyal bilinç bu düzeyde idi. Bir üniversite profesörü ve bedeniyle çalışan bir işçi toplumun her kademesinde eşit oluyorlar ve birbirlerine kompleksle bakmıyorlardı. Bunun tam aksini İngiltere yüksek sosyetesini oluşturan ateist aristokrat sosyalistlerde gördük. Onlar, sınıflarını olanca güçleri savunurken sosyalist olduklarını iddia edebiliyorlardı.
Tıpkı günümüzün Türkiye solcuları gibi.
Fransa'nın hemen hemen 2 ay hüküm süren jakoben terör rejiminin satınalınamaz ihtilalcisi Robespierre bütün dinlere açık savaş ilan etmişti. Bunu da Türkiye'de uygulamaya kalktılar ve Türk solu en azından protestan bir müslümanlık icad etmeye kalktı (zira robespierre bile toplumun bir inancı olması gerektiğini söylüyordu) ama bu aşı da tutmadı ve proje şimdilik rafa kalktı. Ama Türk solcuları halkın dinine olan düşmanlıklarını gizliden gizliye sürdürmeye devam ettiler.

Aslında belki de böyle olmalıydı. zira Kur'an'da var olan ayetlerin her birine iman edebiliyor olmak bir süre sonra sizi sistem düşmanlığına itebiliyordu. Zira İslam sadece namaz kılmak ve oruç tutmak değildi. Toplumsal emirleri ve sosyal sorumluluk yükleme özellikleri de vardır. Bu, aynı zamanda Kur'an'ın kanun koyuculuk yönünden kaynaklanıyordı.

Bu şekilde, İslam, bazı yönleriyle solcu bir din olmasına rağmen, türkiye solcuları ile anlaşamadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye solcularının LAİKLİK fikrini anlamıyor ve dini her zaman kontrollerinde tutmak istiyor oluşlarından kaynaklanıyordu. İslam ise kontrolden uzak ayrı bir kontrol sistemiydi.

Sonuçta kendini müslüman zanneden ve aynı zamanda "kahrolsun şeriat" diyerek kendi dinlerine hakaret eden cahiller türediler. Zira şeriat sistem demekti. Bu sistem müslüman olan insanın dünya görüşünü düzenleyen Kur'an'dan başkası değildi. Yani hem Kahrolsun Kur'an diyeceksiniz hem de müslüman olduğunuzu iddia edebileceksiniz. Bu, sürekli şarap içip sarhoş olmak istemeyen adamın durumuna benziyor.

Kısaca Türk solu dünya solunun hiçbir tarafında değildir.
Kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, anlamayan oldukça karmaşık ve girift bir yapısı vardır. Bu durum onun jakobenliğinden kaynaklanır. Bu jakobenliğin bir sonucu olarak, prizmatik bir kitleye hitap ettiğini düşünse de aksine tek tip bir insan modelini benimser ve kendine örnek olarak seçer. Bunu kemalist olarak adlandırır ve dünya solunun kabul etmeyeceği ölçüde milliyetçi ve devletçidir. "Halka rağmen"dir, halk için olduğunu varsayar, fakat aslında sevdiği, benimsediği, korumak istediği ve sürdürmek zorunda olduğu tek şey SİSTEM'dir.

Biraz daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz, Türk solu sistemi korumak için, ulusun ve vatanın varlığını bile riske atar. Yeterki dini olarak kabul ettiği sistem bir şekilde sürsün. İlla bağımsız bir devlet ve ulusa ihtiyaç yoktur aslında, gerektiğinde bunu diasporada sürdürmeyi de göze alırlar. Tıpkı İttihat ve Terakki'nin Fransa'da yaptığı gibi... Düşman olarak gördüğü sisteme karşı dost edinemeyeceği kimse yoktur.

İşte bizler, bu yüzden, kendimizi dünyaya bakınca solcu olarak adlandırsak da, Türk solunun vatanhaini olduğunu düşünüyor ve Türk solunu temsil ettiğini söyleyen her gruba -makro olarak olmasa da, bilinçlilerine ve sistem koruyucularına- bu gözle bakıyoruz.

Sunusi fazıl ONAY
BOSTANCI 99'ers

Atatürk'ün Mirası

(Bu yazı irtica çığırtkanlarına kapak olsun!..)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hayatını ortaya koyarak, bize çok önemli 3 miras bırakmıştı :

1. Türk bayrağı
2. İstiklal Marşı
3. Hakimiye-i Milliye

İkisini korumayı başardık ama üçüncüsünü koruyamadık. İkisini koruduk, çünkü Ata onları değişmez ilkelerle sigortalatmıştı, ama üçüncüsüne bir kılıf uydurdular ve elimizden çaldılar. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletten alındı ve oligarşiye teslim edildi. Bunu yapanlar en güzel maskeyi taktılar yakalanmamak için, Atatürkçülük ve laik devrim koruyuculuğu maskesini.

Bugün yeniden bayrak seçilecek olsa, bu Türk bayrağı ilk ona bile giremez. Nedeni belli, üzerinde Hilal var, malum islam’ın sembolü ve laiklik ilkesine aykırı. Ama Atatürk seçtirirdi… Ve seçtirdi...

Bugün yeniden istiklal marşı seçilecek olsa bu Türk istiklal marşı ilk ona bile giremez. Nedeni belli, sanki Bursa hutbesi gibi, laikliğe aykırı, inanmayan 10 kıtayı açsın okusun. Hem zaten yazarı da sakıncalı. Ama Atatürk seçtirirdi… Ve seçtirdi...

Bugün hakimiyet halkta değil. Bir avuç elitist ülke yönetmek için bürokratik bir cumhuriyet kurmuşlar sanki. Ata’nın ölümünden sonra çöreklendikleri devlet kadrolarında ne din düşmanlığı bıraktılar ne halk düşmanlığı. Şimdi de, bugüne kadar var olan bütün kurallar, sanki ilk defa uygulanıyormuş gibi horozlanıyorlar meydanlarda. Daha önce bu faşizme ses çıkarmayanlar kümesini tilki basmış tavuklar gibi ötüşüyorlar…

Neredeydiniz mütedeyyinler aşamasın diye seçim barajları konarken…
Neredeydiniz cumhurbaşkanını 7 kez asker 3 kez parlamento seçerken…
Neredeydiniz cumhurbaşkanını iktidara karşı padişah yetkileri ile donatırken…
Neredeydiniz halkın %20’sinin oyunu almış partiler kapatılırken…
Neredeydiniz küçücük kızlar okul önlerinde coplanırken…
Neredeydiniz Anayasalar değiştirilirken, meclisler feshedilirken, başbakanlar asılırken…

Gücünüz elinizden çıkınca mı hatırladınız değerleri ve demokratik rejimi?

Cumhurbaşkanın eşi türbanlı olur muymuş?
Abdullah Gül dediğin Atatürk mü, densiz!

Ancak Atatürk çıkar Çankaya’ya TÜRBANLI HANIMI İLE.

Ancak Atatük açar meclisi mevlid ve Kur’an okutarak…
Ancak Atatürk’ün subayları gider savaşa Ankara Hipodromunda orduya Tuğ generalin kıldırdığı Cum’a namazının ardından…
Ancak Atatürk "devlet adamı sıfatıyla" camilerde hutbe okuyabilir…


Peki neden?
Çünkü başka delikanlı yok
Bu Atatürkçüler, Atamızı Dolmabahçede öldürdüklerinden beri başka da delikanlı gelmedi.

Şimdi 11. Cumhurbaşkanını seçiyorlar, dur bakalım..!

Bu millet Atatürk’ünü babası gibi sever de, Atatürkçülerden niye bu kadar nefret eder azıcık anlasaydınız zaten, size “Faşistsiniz” demezdik. Siz kendi dinsizliklerinize Atatürk’ü alet ede durun, galiba 3. miras geri dönüyor, hadi bakalım…

Doldurun şimdi meydanları, yürümekle yollar aşınmaz…

Sanki doğuda 1 milyon kişi yürüse Kürdistana ilhak olabilecekler. Kaderimizi mitingler değil sandıklar belirler. Mitingler saygı duyulması gereken demokrasi enstrümanlarıdır sadece. Biz kimlerin ne amaçla yürüdüğünü görmüyor muyuz? Amaç Cumhuriyeti korumaksa, seçilmişe bir 7 sene daha tahammül edip seçim vakti geldiğinde yine kozunuzu sandıkta paylaşacaksınız. Cumhurbaşkanı elitlerin değil bu cumhurun başkanı olunca böyle rahatsız olmayacaksınız.

Yoksa her Cuma camilerde toplanıp miting yapanlar bir meydana inmeye kalksalar Ankara ovasında adım atacak yer kalmaz. Realist olun.

Ve Cumhuriyete lütfen GERÇEKTEN sahip çıkın..

Bu ülkede irtica yoktur!..
Bu ülkede ne laiklik ne de cumhuriyet tehdit altında değildir. Eğer yanılıyorsak bu iş mitingle olmaz, iş ciddi, tehdit ciddi, alalım elimize silahları vatanhainlerini avlayalım.
Yok eğer dediğimiz gibi tehlike yoksa, kimsenin kimseyi kandırmaya da hakkı yok. Siz bu milleti ve rejimi oyuncağınız zannetmişsiniz demektir. Dersinizi sandıkta alırsınız da aslında mahkemelerde almanız gerekir. Rejim öcülük yaparak korunmaz.

Koca koca kadınlar ve adamlar bunu hala öğrenememiş.

Kahrolsun Faşizm

(Bu yazı haddini bilmeyen paşaların anayasa suçu işlemelerinden önce yazıldı)

Herşey Türkiye İçin

Hiç haklı çıktığımıza bu kadar sevinmemiştik herhalde.
Ocak ayında, yıllardır söylediğimiz birşeyi kayda geçirmiştik. Abdullah Gül cumhurbaşkanı demiştik.

Çok sevinçliyiz. Halka rağmen meydan doldurmaya çalışanlara gaz yapmıştır bu durum. Edebimizle sustuk laikçilere karşı, sabrettik, kaç kişi olduklarını merakla bir de site kurmuşlar, kursunlar dedik.. Demokrasi tahammül sanatıdır, yeri geldiğinde en aptalına bile tahammül edeceksin.
İsrail zulmünü protesto için çağlayanda düzenlenen mitinge katıldık, tandoğanın 4 katı olan bu meydanda, yemin ediyorum ki, ne sağa ne sola kımıldayabiliyordunuz.

Ey entel lümpenler, hayatınızda yüzbin görmediğiniz için 70bin kişiyi milyon zannettiniz normaldir, hattızatında milyon olsanız neye yarar, sizin zihniyetiniz seçimlerde %17 oy almış.. Meydanları doldurmak en doğal hakkınız, bağırıp çağırmak, protesto etmek en doğal hakkınız.. Sizin rezilliğiniz, kendinizi millet yerine koymanız, bu millet AKPARTİ'ye sizden daha çok teveccüh ediyor, kör müsünüz?

Neyse,
Biz çok sevinçliyiz.
Türkiye Cumhuriyetinin millet yararına en çok iş yapan başbakanı, Cumhurbaşkanının da en kralını getirdi (korkmayın şaka, monarşi yok)
Özal'dan sonra bu ülkenin II. Cumhurbaşkanıdır kendileri. Bu ülkenin ilk sivil ve halktan cumhurbaşkanı rahmetli Özal olmuştu; Süleyman Demirel oligarşinin ve derin devletin, Sezer de halktan kopuk bürokrasinin ve elitistlerin Cumhurbaşkanıydı. Abdullah Gül bu cumhurun başkanı.
Allah'ın izniyle, Türkiye'nin artık sırtı yere gelmez.
Dinsizliklerini laiklik ile kamufle etmeye çalışanlar artık çankaya'da konutta namaz kılınıyor olmasına çok bozuluyorlardır, ama şeytan bile biliyor bir ömrünün olduğunu, bunlar ecelleri gelmeyecek mi zannediyorlardı?

Şimdi Ocak ayındaki yazımızı hatırlayalım:


İŞTE BİZİM TAHMİNİMİZ!

Bostancı99'ers olarak Cumhurbaşkanının Abdullah Gül olacağını düşündük.
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olarak kalır; Ali Babacan Dış işleri bakanı olur. Zaten baş müzakerecinin Ali Babacan olması da durup dururken alınmış bir karar değil, bu bakanlığa bir hazırlıktı tahminen. Sonuçta, seçimlerin ardından Ak Parti tekrar tek başına iktidar olur, anayasa değiştirilir, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yasalaşır, en sonunda da yarı başkanlık sistemine ilk adım atılmış olur.

Herkesin fikir beyan ettiği bu durum karşısında biz de tarihe bir not düşelim istedik.

BOSTANCI 99'ERS

***
Şimdi, gazete yazarlarını okuyoruz da, hala kendilerini bir halt zannedip yüzsüz yüzsüz Erdoğan'ın neden aday olmadığını yazıyorlar. Çok biliyorlar ya işin eğrisini doğrusunu. Yılların siyaset yazarları bile şok oldular, neye uğradıklarını şaşırdılar ama biz şaşırmadık. Çünkü biz kibir akvaryumunda yaşamıyoruz. Biz başbakanımızı tanıyoruz. Bu yüzden daha AKPARTİ seçimi kazandığında, Abdullah Gül başbakan olduğundan beri Cumhurbaşkanının kim olacağını biliyorduk.

Bir gazetecinin uzanan mikrofonuna "baban başbakan oldu, ne diyorsun?" sorusuna Abdullah Gül'ün oğlunun verdiği cevap tıpa oluyordu oligarşi faşistlerine. "Başbakanlık Recep Amcamın hakkıydı, üzgünüm ama ileride olacak inşallah". Bu cevap, farklı bir aile terbiyesi ile yetişen laikçilerin kolay anlayacağı bir cevap değildir, ama biz aynı aileden geliyoruz biz anlarız.

Bu cevap evin sofrasında konuşulan konuyu özetliyor, yol arkadaşlığının, kardeşliğinin tipik bir özeti. Daha başka sırlar da var ama onları açıklamanın sırası değil. Buraya kadarını zaten, ahireti olmayan, gördüğü herşeye kendi çıkarı yönünden bakan laikçilerin anlaması mümkün değil. Onlar şimdilerde Allah'ın örtünme ayetinin çankaya'da uygulanmasına gıcık olmuşlar, işleri dertleri o, ya Allah'a düşmanlar ya da Müslüman'a

Öyleyse Merhum Akif'in şu mısrasını hatırlatıyorum:
Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne... Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne...

HERŞEY TÜRKİYE İÇİN

Bostancı 99'ers'ın TSK hakkındaki görüşleri

Türk silahlı Kuvvetleri 2500 yıllık geçmişi ile Türk milletinin bir gurur abidesidir.

Diğer milletlerde pek bulunmayan bir özellik olarak "her türk asker doğar" felsefesinin gururlu bir tablosudur TSK.

Her Türk ailesi evladını askere yollarken şenlik yapar, anadoluda vatana kurban olsun diye askere gidecek gençlere kına yakılır. Türk silahlı kuvvetlerini anlamak için Türk olmak gerekir. Başka milletlerin orduları ile kıyaslanmaz bir kutsiyeti vardır kendi milletinin gözünde, her asker evladı sivilken ne olursa olsun, üniformayı giyip bir TSK üyesi olduğunda gözbebeği olur.

Askere gitmeyen askerliği, Türk olmayan da TSK'yı bilemez.

BOSTANCI 99'ers Bütün bunlar ışığında TSK'nın olması gereken yeri şu şekilde düşünüyor:

Askerlik mesleğini icra edenler, milletin hizmetkarı olduklarını unutma gafleti içerisine girmesinler. Millet bütün enstrümanları ile hizmet görmelidir. Ona hizmet edenler kendilerini milletten üstün göremezler, bunun aksi millet hainliğidir.

Her ne kadar demokrasinin realizasyonuna şüpheyle yaklaşsak da, atanmışlar seçilmişlere saygı duymadıkları zaman demokrasinin de D'sinden bile söz edilemez.

Buna göre, Her kuvvet komutanı bulundukları şehrin belediye başkanının karşısında hazırolda durmadıkları sürece bu ülkeye demokrasi gelmez.

Milletin üzerindeki iç ve dış tehditleri kaldırmak ve yoketmekle yükümlü olan TSK bunu sivil iradenin arzusu ve güdümüyle yapar; aksi takdirde kendisi bir İÇTEHDİT olur ki, bunun sonucu anarşidir.

Millet devletten daha kutsaldır, zira devletin varlığı milletle kaimdir. Devletin olma sebebi millettir. Milletin huzuru, devlet organlarının huzurundan önce gelmelidir.

Hiçbir yasal kuvvet, milletten ve onun temsilcisi olan parlementodan daha üstün olamaz.

Bazı elitist ve faşist siyasetçilerin, TSK üzerinde oynadıkları tehlikeli oyunla onları siyasete çekme çalışmaları kesinlikle vatanhainliği ile cezalandırılmalı ve bu siyasetçilerin siyasi hayatları bir daha başlayamayacak şekilde sonlandırılmalıdır.

TSK son yıllarda sahip olduğu doğru çizgiyi aşmamalı ve tahriklere kapılmamalıdır.

Aslında TSK'yı milletle karşı karşıya getirenler TSK düşmanlığı yapanlar değil, TSK'ya dost gözükenlerdir. TSK bunun farkına varmalı ve sorumlulara gerekli cezayı yargı yoluyla temin ettirmelidir.

TSK'nın siyasi görüşü, şartlar ne olursa olsun olamaz, bu bakımdan TSK'yı tahrik cezasız kalmamalıdır. Laiklik, cumhuriyet, demokrasi, dini, milli ve ahlaki değerleri korumak TSK'nın değil MİLLETİN görevidir. Bu görevde kullanılacak enstrümanları millet belirler ve yönetir, işte TSK bu enstrümanlardan birisidir. Kendini milleti yönetme görevinde gördüğü zaman gözbebeğimiz bir iç tehdite dönüşür, bu da TSK'nin değil milletin problemi olur.

TSK bu milletin şerefli oğludur, işine alet etmeye çalışana milletin yargı sisteminin acıması hem millete hem de şerefli evlada zulümdür ve devletin bekasında bir zaafiyettir.


Bostancı 99'ers

Biz Kimiz?


Bostancı 99'ers bir aydın kulübüdür.


-Türkiye için Türkiye yararına düşünen gençlerin birarada "yaşadıkları " bir kulüp.
-Siyasi bir birliktelik değildir ama siyasi fikirleri vardır.
-Ideolojik bir yapılanma değildir ama ideolojisi vardır.
-Hür düşünen ve düşünceye ifade anlamında saygısı olan bir kulüptür.
-Üyeleri vardır, ama üye listesi yoktur.
-Üyelerin tamamı tarafından oybirliği ile onaylanmış her kişi din, dil, ırk, ideoloji ve dünya görüşü gözetilmeksizin kulübe üye olabilir.

Bütün bunlar ışığında BOSTANCI 99'ers evrensel olarak:

* Hiçbir sosyal ve siyasi görüşün net çizgilerle anti'si değildir.
* Hiç kimseden nefret etmez ama herkesi de sevmek zorunda değildir.
* Tavizsiz, güçlü bir İslami düşünceye sahiptir.
* Demokrasi'nin mümkün olabileceğine inanmaz.
* Aynı anda demokrat, liberal, muhafazakar ve milliyetçi olabilir!
* Asla solcu ya da sağcı değildir.
* Eğlenceli adamlardır.
* Yaşadıkları toplumun duyarlı üyeleridir.
* Çevreye saygılıdırlar.
* Amerikan, İngiliz, İsrail, Avrupa Birliği politikalarını ve Vatikan Papalığını protesto eder.
* Bütün Arap birliği ülkelerini, İslami konferans teşkilatına üye ülkeleri, D-8'leri ve Avrupa birliğini protesto eder.
* Birleşmiş milletler, NATO ve CENTO'ya bağlı değildir, protesto eder.
Sunusy
"Bostancı 99'ers"

Bostancı 99'ers

*Are not "anti" of any civillization or social thought.
*Do not hate anyone, but do not like everyone.
*Have got powerfull Islamic thoughts without any comprimise.
*Do not believe the realization of Democracy.
*Are definitely democrate, liberal, conservative and nationalist at the same time.
*Are not from the left or right politic side.
*Are funny guys.
*Are the sensible members of their society.
*Are respectfull to environment.
*Are protesting American, Israeli, British and Danish politics and the pope of Christianity.
*Are also protesting all Arabic states, Islamic C.O., UN, EU, D8s, NATO, CENTO and OECD.