Uyuyan İdeoloji
Ben bir uyuyan ideoloji taraftarıyım.
Kavgalı olduğum kişiler bu ülkede yaşamıyorlar.
Bu ülkede benimle kavgalı olduğunu zannedenlere ise sadece sitemim var.
Benim ideolojimin ideologları bu dünyada yaşamıyorlar çoğu zaman..
Yaşayanları ise ideolog olduklarının farkında değiller.
Ben milyonlarca idealistinden biriyim bu ideolojinin. Öyle ki, ne ben diğer idealistlerini tanırım, ne de onların benden haberleri var.
Bana takılan etiketler yük olur bana, söker atarım..
Kimlik icad ederler, kalıbımı çıkarmak isterler, sığmam kırarım.
Mehmet Akif'in Asımıyım ben, Necip Fazıl'ın sürünen Sakaryası, Osman Yüksel'in serden geçen öfkesiyim..
Ziya Paşa'nın dizinin dibine çömelmiş nasihatlerini dinleyenim..
En kaprisli aşkların maşukuyum belki Nihal Atsız'ın betimlediği..
Arif Nihat bana yazar, Yavuz Bülent bana anlatır..
Pir Sultan Abdal ve beni Cemil Meriç ağlatır..
Hasan el Benna özlemiş beni, Muhammed İkbal çok dargın bana,
Elçibey'in son nefesinde hasretindeydim, İzzetbegoviç'in umudundaydım..
Ben Dudayev'in uzak yeğeniydim bir zamanlar ve Ahmed Yasin'in çaresizce çağırdığı oldum Gazze'de..
Ben şimdi söyleyeyim size kim olduğumu:
“Yaşımızı hatırlamayacak kadar yaşlıyız..
Çok eski ve tanıdık bir sonbahar gecesi,
Dondurucu rüzgarda birbirini takip ederek yürümeye çalışan
Vahşi atların binicileriyiz..
Kurutulmuş etin ve soğuk soğuk terleyen atlarımızın kokusunun mest ettiği
kurtların gözleri uzaklardan parlıyor üzerimize..
Ay daha ikiye ayrılmamış..
Bozkır masmavi uzanıyor altımızda..
Atalarımızı tanıyan ulu ağaçların başladığı yerden parlayan kayalara kadar..
Belli belirsiz bir ateş güreşiyor rüzgarla, beyaz atın huysuzlandığı yerde..
Bir kam yasak marşlar çalıyor kopuzuyla, yere nal izleri çiziyor..
Çok değil, bir kaç asır sonra, bir kaç atlı geçecek buradan, biz değiliz hiçbiri..
Sarayda bir ihtilal yapılacak ve Serenge'ye akacak kanlar..
Tutsak doğmamış olanlar hikayeler anlatacak, dinleyenler ümitlenecek.
Gülmeyi unutmuşlar hüzünlenecek yine..
Bir kaç asır sonra terkimizde bir de kitap olacak, kulaklarımızda eski hikayeler..
Şadlar, teginler secde edecekler güney batıya..
Bir akşam üzeri Tuğ kaldırılacak kızıl güneşe doğru..
Millet ata binecek, yeni yurtlara..
Kıldan çizmeleri ile dağlar aşacak, kumsallarda gezecekler..
Aynı soydan olmadıklarıyla, aynı dili konuşmadıklarıyla anda olacaklar..
Küstah bir haç kırılacak sinelerinde..
Milyonlarca beden dolusu kanla bir baştan bir başa yıkayıp temizleyecekler yurt dedikleri toprağı..
çoğalacaklar, dağılacaklar, düşecekler, kalkacaklar..
Ve bir nikahla başlayacak yeniden serüven..
Kayı boyunun yiğidi nam salacak asırlara..
Diller, dinler, ırklar kardeş olacaklar bir bayrağın altında..
Devlet-i Ali denecek adına, büyük devlet..
Barış için savaşanların ordusunda ölmek için öldüren, mazlumların en zalimi..
O gün haklılar en güçlü olacak..
ve arsızlar ezik..
İmparator denilecek hakan dedene..
Ve sen bu gururla yaşayacaksın..
Ölene kadar.
Şimdi bizim şu yürüyüşümüzü hatırla..
Acı bir narayla indik Tanrı Dağından.
Amacını arayan bahadırlar olarak, ve ilk iş Fatiha'yı öğrendik..
Çok değil, asırlar sonra..”
Tanıyorsunuz değil mi?
Adım Türk, soyum İslam..
Fatih'i, Yavuz'u şan olmuş bana. Sultanıma kızıl demiş köpekler, Mustafa Kemal'le dirilmişim, kalkmışım çöktüğüm yerden, yedi düvel hala inmemiş sırtımdan..
Ben uyuyan ideolojimin yılmaz, yalnız ve ümitvar mensubuyum..
Varsın TURANCI yazsınlar etiketime... bana ne, bu da en çok Nazım Hikmet'i kızdırır..
Önümde Yunus Emre, üzerimde Mevlana.
Cebimde samimi pişmanlığı Enver Paşa'nın.
Kalbime sığmış Yezdan, Mustafa Kemal aklımda.
Eşiğindeyim şimdi uyanıklığın..
Sunusi Fazıl ONAY